Bilimkurgu Dizileri

Selamlar,

Burada daha önce izlediğim bilimkurgu dizileri hakkında, sizlere bilgi vereceğim. Tabii ki içinde spoiler içeren kısımlar da olacak. Bunun için şimdiden kusura bakmayın. Ama, örneğin 4 sezonluk BSG'de 2-3 bölüm için, bir iki sahne konusunda spoiler vermek pek de önemli olmaz diye düşünüyorum bütününü ele aldığımızda. Elbette ele alınan diziler için de bir sınır çizmek gerekiyor. Bazı filmler-diziler var ki bilimkurgu sayılır mı sayılmaz mı çok tartışmalı. Bu yazıda genel olarak bilimkurgu, nasıl tanıştığım vs. konusunda biraz laf kalabalığı yapacağım. Sonrasında ise toplumumuzun ve belki de dünyanın bilimkurgudan ve dolayısıyla bilimsel konulardan ne kadar uzaklaştığı konusundaki görüşlerimi paylaşacağım.

Küçükken babamın aldığı bilimkurgu romanlarını okuyarak  sevdim diyebilirim. Tabii sene 69-70. Ben daha 9, 10 yaşındayım. 20 romanlık bir dizi almıştı babam. Kan Damarlarında Yolculuk, Çelik Mağaralar, Dünya Batıyor, Uzayda Büyük Sıçrayış, Robot X81 adını hemen hatırladığım romanlar. Arkasından televizyonda Uzay Yolu dizisi başlamıştı. Oynadığı akşamlar, tüm Türkiye TV karşısına geçer izlerdi. Gerçi her akşam bir başka dizi olurdu ve hepimiz onları da izlerdik kesintisiz. Hepsi de şimdi efsane olmuş, tekrar tekrar çekilen diziler. Kaçak (Dr. Kimble), Charli'nin Melekleri vb... Bir yılbaşında TV'de Uzay Yolu konulu parodi hazırlamışlardı. Gözümüzü kırpmadan izlemiştik. Sevgili Altan Erbulak, Metin Serezli Oytun Şanal (Kaptan), Erol Amaç (Mr. Spock)  (hafızam beni yanıltmış, Altan Erbulak da Spock'ı oynuyormuş), geminin adı ise Alıngan... Aklımda hala kalan bir kısım bile var. Yemek olarak hap kullanılıyor. Yemek makinesinden Altan Erbulak bir yemek hapı alıyor, ama hap sıcak. Ellerinde hoplatarak üfleyerek yutuyordu o yemek hapını :)... Ailecek kahkahayı basıyorduk. 



Sonraki yıllarda Asimov ve robotları istila etti düşün dünyamı. Sanırım o ünlü romanının Türkçe adı Robotlar'dı. Ardından diğer robot romanları ve Vakıf dizisi geldi. Hepsini bir çırpıda okudum tabii ki... Altın kitapların basımını yaptığı o seride en garibime gideni robotların Daneel Olivaw tarafından kendisini programlaması sonucu 0. yasaya Zeroth yasası adının konulmasıydı. Neden Sıfırıncı dememiş de Zeroth demiş hala düşünürüm. Termodinamikte bile sıfırıncı yasa vardır. Neden sıfırıncı, çünkü 3 yasadan sonra bulunduğu ve diğerlerine karşı daha baskın olduğu için.

70'ler, Star Wars bombası patladı. Aman aman... İzledik, dellendik resmen. Gerçekten o üçleme çıldırttı bizi. Güzel ne demek, hayallerimizin fersah fersah ötesinde. Üstelik onu izlediğimde Asimov'un vakıf serisini okumuştum ve galaksi imparatorluğu fikri kafamda vardı. Ama demek ki yeterince yokmuş.

Bu aralarda sanırım 80'lerdeydi, Alien'ı izledik korku dolu gözlerle. İnanılmazdı tek kelimeyle! Her açıdan. Biz dünyaya bakış açısı, en çok 10 derece olan Türkler (Dünyanın büyük kesimi de bizim gibiydi merak etmeyin) bunları hayal etmeyi bırakın aklımıza dahi gelmezdi. Bakıyorum da geriye çoook geriymişiz bee! Bu adamların ta o yıllarda yazdıkları, film-dizi yaptıkları şeylerin bazıları sonraki yıllarda yaşamımıza girdi. Bazıları ise sonradan gündemimizden hiç düşmez oldu. Sonuçta elbette hepsi Holivut ürünü. ABD'ye ne kadar çok kızsam, bazı açılardan nefret etsem de, bu konularda bize verdiği bakış açılarından dolayı kendisine saygı da duyarım bir yandan. 

Sonra 80'ler (Dallas'lı yıllar) ve 90'lar. Bu yıllar benim açımdan bilimkurgu ve hatta bilim olarak çorak yıllardı. Çünkü aylaklık dönemi bitmiş, çalışma yaşamına başlamıştım. İş alanı olarak bilgisayar programcısı da oldum bitti gitti. Hele bir de kendi şirketimi kurup yazılım ve bilgisayar satışı yapmaya başlayınca başka hiçbir şeye vakit kalmadı. Sonra evlilik ve 3 çocuk. Ta ki TV1'de bir geceyarısı Stargate Atlantis'e rastlayıncaya kadar. Gecenin bilmemkaçında çiviledi beni karşısına resmen. Binbaşı John Sheppard'ı izlemeye daldım.


Akabinde buldum diziyi biryerlerden ve bilgisayarda izledim. Bu arada SG-1'ı da edindim. SG-1 daha da fazla sardı beni. Atlantis'i bırakıp SG-1 izledim. 10 sezonu neredeyse soluksuz tamamladım. Her gün 4-5 bölüm izledim hemen hemen. Buna rağmen toplamda 240 kadar bölüm var. Varın siz hesaplayın ne kadar sürdüğünü, eşimin "Yeteeerrrr" nidalarını. Tabii şunu da belirteyim ki, hiç acele etmedim izlerken. Tadı damağımda kalan bölümleri tekrar tekrar izledim. Örneğin ilk sezonun son bölümü ve 2. sezonun ilk bölümlerinde Goauld'un
Dünyaya saldırdığı bölümleri defalarca izledim, Albay O'Neal'ın Teal'c'ın sorduğu "Sizin de uzay gemileriniz vardır herhalde değil mi" sorusuna mahcup bir şekilde "E, e, eee, evet tabii!" demesini ve sonra Dünya çevresinde bir uzay mekiğinin (muhtemelen yegane) kendilerini alarak kurtarmasını ve güç bela dünyaya dönmesini asla unutamam.

Yine başka bir bölümünde ekip geçitten dünyaya döner, tıbbi kontrole alırlar. Sonrasında garip birşey olur. Doktor "Sizin kalbiniz atmıyor" der bunlara. Anlaşılır ki gelenler ekibin kendisi değil, onların neredeyse tıpkısı robotlardır. Sonra robotlar asıllarını bulmak için geri dönerler vs.

Bende bu sevgi günden güne artmaya başlarken, öte yandan dünyada ilgi azalmaya başladı. Son Star Trek üçlemesinin ilk filmini oğlumla sinemada  izleyeyim dedim. Sanırım Kadıköy Moda Sinemasıydı. Kaç kişi vardık dersiniz? Sadece 4. Ben, oğlum ve bir başka baba oğul! Benim için çok üzücüydü. SG Universe dizisi 2 sezondan sonra yayından kaldırıldı. Ki Stargate genel akışından felsefesinden daha farklı olmasına karşın o da çok güzeldi. Düşünsenize, sanırım 8. şevronun nasıl çevrileceğini buluyorlar, bunu yapabilmek için çok büyük bir enerjiye gerek duyuluyor, ve sırf bunun için çekirdeği aktif bir gezegen bulunuyor ve bu gezegendeki geçitte 8. şevreon'u çevirmek ve ucundaki yere gitmek için bir ekip toplanıyor. Tam bu esnada saldırıya uğruyorlar, alel acele asıl ekiple alakalı alakasız bir sürü insan öbür tarafa geçmek zorunda kalıyor. Geçtikleri yer de bir uzay gemisi. Rotasını bile değiştiremiyorlar. Kadim ırkın, Atlantis'lilerin bir gemisi. Evrende belli bir rotada giden bir gemi. Neyse daha fazla spoiler vermeyeyim. Bunları anlattım, çünkü bunların hepsini ilk bölümde öğreniyorsunuz zaten.

Stargate eyvallah, ama bir de Battlestar Galactica var. Bunun 80'li yıllardaki çekimini de soluksuz izlemiştim elbette. Ancak bu yeni çekim gerçekten çok güzeldi. İnsan ırkı 12 koloniye dağılmıştır, bunların en önemlisi Caprica'dır. İnsanlar robotları geliştirirler, sonra robotlar insana başkaldırır ve başka bir gezegene giderler. Sonra çooook uzun süre onlardan haber alınmaz. İnsanlar gündelik yaşamın girdaplarında unutur gider, Cylon dediği bu robotları. Ta ki onlar gelişimlerini sağlayıp tüm kolonileri bombardıman edinceye kadar. Tüm koloniler atom bombalarııyla bombalanır, çok az insan bu soykırımdan kurtulabilir. Bunların da çoğu bombalama esnasında dünyada olmayıp, bir uzay gemisinde bir gezegenden ötekine seyahat edenlerdir. Garip tesadüfler sonrasında, emekliye ayrılmış general Adama ve Battlestar Galactica (o da emekliye ayrılmış) bir araya gelirler ve uzaydaki tüm bu insanları toplmaya başlarlar... Bir arkadaşım sormuştu nasıl bir bilimkurgu diye, verecek cevap bulamamıştım "Farklı yaaa, gerçekten çok farklı. Sadece bilimkurgu olarak değerlendirmek yanlış." demiştim. Gerçekten de tamamı sadece iç mekanda geçen bölümleri vardı, onlar bile dehşetli şekilde güzeldi. Örneğin "Black Market" isimli bir bölümü vardı. Komutan Adama, oğlu Apollon'u (lakabı bu, adı Lee), kendilerine sonradan katılan Pegasus isimli daha modern savaş gemisinin kaptanının esrarengiz şekilde katlini soruşturmakla görevlendirir. Apollon sonunda karaborsacı bazı kişilerle bu kaptanın ilişkilerini bulur vs. Sonunda olayı çözer. Konu bilimkurguyla alakasız. Ancak, öyle güzel dramatize edilmiş ki söylenecek tek laf yok. Zaten Komutan Adama, Başkan Roslin, Baltar müthiş oyunculuklar sergiliyorlar bu dizide. Ha diğer oyuncular nasıl derseniz, kötü yok! Hepsi iyi, ama bunlar süpper! Hele filodaki bir avukatın Baltar'ı savunması bölümü var ki...Peh peh peh...Sonrasında Caprica adlı, Adama'nın geçmişini anlatmayı amaçlayan bir dizi daha başladı, ancak bunu da 2. sezonda bitirmek zorunda kaldılar. Ben bunu da izledim, ve beğendim de ha. Gerçi çok garip olaylar da oluyordu yani, onları da yadırgıyordum tabii ki! Cylon'ların kökenlerini de anlatıyordu. Oyunculuklar yine oldukça iyiydi, ortam 60'lı yıllar ABD'si gibiydi. Yani arabalar eski Şavrole (Chevrolet) ama öte yandan yapay zekalı robot. Enteresan bir diziydi. 

Teşekkürler bana bu bakış açısını sağlayan bilimkurgu yazarlarına ve film yapımcılarına. Çok çok teşekkürler.



Yorumlar